• Girdap Bektaş

Bekdemirler Köyü Kampımız

Bu sefer İstanbul'un dışına çıkmıştık. Hedefimiz Bolu ilinin Mudurnu ilçesindeki Bekdemirler köyüydü. Aslında amaç sadece kamp yapmak değildi, büyük Üstat Serdar Kılıç ile de tanışmak aklımızdaydı. Nede olsa bize doğayı sevdiren kişilerin başında kendisi geliyordu. O kadar çok programlarını izliyorduk ki artık kendimizi doğaya atmamızın vakti gelmişti.


Bir cumartesi sabahı üç arkadaş koyulduk yola hedef Bekdemirler köyüydü. Köye ulaştığımızda Serdar ağabeyin kamp alanının (Campwolftrack) köyün aşağısında olduğunu öğrendik. Kamp alnına ulaştığımızda bir arkadaş karşıladı ve Serdar ağabeye, Misafirlerimiz var diye seslendi. Aslında kendisinin o an misafiri olmasına rağmen bizimle ilgilendi ve tanıştık. Sonra o meşhur dağ evini sorduk ve bize giden yolu tarif etti. Elimize aldığımız kağıt üzerindeki çizilen kroki ile yola çıktık.


Fakat şunun hiç farkında değildik önümüzde 8 km uzunluğunda bir dağ tırmanışı vardı. Elimizdeki kroki ile bir yandan dağ evini bulmaya çalışıyor, bir yandan sıcakla boğuşuyoruz, bununda yanında sırtımızdaki yük de cabası. Saat ilerlemeye başlıyor karnımız acıkmaya başlıyor ve artık zaman öğleyi geçmişti ve büyük bir hüsran dağ evini bulamamıştık.



Artık hava kararmadan ateşimizi yakmamız ve çadırımızı kurmamız gerekiyordu. Dağ evini aradığımız sırada boş bir alan görmüştük ve eğer dağ evini bulmaz isek buraya kampımızı atacaktık. Nitekim de öyle oldu geri geldik. hemen görev dağılımı ile birimiz çadır kurmaya diğerimiz yakacak odun bulmaya başlamıştık. Her şey tamamdı, artık ateşimiz yanıyor çadırımız hazır. Yemek yenebilir yavaş yavaş karanlığın çökmesi ile ateş başındaki güzel muhabbetler başlamıştı. Artık saatler ilerlemiş yorgunluk iyice üzerimize çökmüştü artık uyumalıydık. Ama gecenin ilerleyen saatlerinde olacaklardan habersiz.



Tam uykuya daldığımız anda çadıra yaklaşan bir hayvan olduğunu fark ettik. Üçümüz de korkmuştuk. Birimizin elinde havalı tüfek, birinde balta diğerimizde bıçak. Biraz çadırın içinde bekledikten sonra kendimizi dışarı atmamız gerektiğini anladık. Üçümüz bir anda kendimizi çadırın dışında buluverdik. Dışarısı zifiri karanlık elimizde fener dışarıdan gelen çıtırtının nereden geldiğini bulmaya çalışıyor, bir yandan da birbirimizi kolluyorduk. Sesin ne tür hayvandan geldiğini çözemedik, ne hayvan bize yaklaşabildi nede biz ona ve bir süre sonra uzaklaştı.

Artık uykumuz kaçmış ve yaktığımız ateşte sönmeye başladığını fark ettik. Şimdi ateşi tekrar canlandırma zamanıydı. Etrafı keşfederken köylülerin kestiği odunları fark etmiştik, yalnız bu odunlar neredeyse kampımızın 50 metre ötesindeydi ve yol çok karanlıktı. Ama yapacak bir şey yoktu odunlara ulaşmamız lazımdı. Elimizde bulunan fenerlerle zifiri karanlıkta önümüzü aydınlatmaya çalışıyor, bir yandan da odunları taşıyorduk.

Ateşimizi tekrar canlandırmıştık bir süre daha oturduk ve çadırımıza geri dönüp artık uyayabilirdik. Uyandığımızda hava aydınlanmış ve muhteşem bir kuş cıvıltısını duyuyorduk. Kahvaltımızı yapıyor bir yandan gece olanları konuşuyorduk. Hepimizin asla unutamayacağı bir anı olarak aklımızda yer edecekti.

Biraz zaman geçirdikten sonra artık geri dönüşe geçebilirdik, arabaya ulaşacağımız yol uzun ve sonrasında da İstanbul'a dönüş yolumuz vardı.



Benim için bu kamp harika bir deneyim olmuştu. Macerası, aksiyonu, yardımlaşması daha aklıma gelmeyen bir çok anıyla dolu 2 gün. Ama en çok dağ evini bulamamak beni üzmüştü.


Haydi Kalın Sağlıcakla...

12 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
 
google.com, pub-3387681762722579, DIRECT, f08c47fec0942fa0